• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Van Kahvaltılarını Ülkemize Sevdiren Vanlı Ahmet Aygün

Van Kahvaltılarını Ülkemize Sevdiren Vanlı Ahmet Aygün

Van Kahvaltılarını ülkemize sevdiren Vanlı Ahmet Akgün kimdir? 1972 yılında, Van, Gevaş’ta dünyaya gelmiş olan Ahmet Akgün, doğasıyla iç içe yetişmiş, havasını, toprağını benimsemiş, geleneğini, göreneğini sırtlamış, yardımsever, misafirperver, mütevazi ve çok cana yakın bir insandır. Evli olan Ahmet Aygün bizi bir gün Van’da ağırlayacağını, o sevgiyi ve misafirperverliği canı gönülden yaşamamız gerektiğini dile getirdi. […]

Van Kahvaltılarını ülkemize sevdiren Vanlı Ahmet Akgün kimdir?

1972 yılında, Van, Gevaş’ta dünyaya gelmiş olan Ahmet Akgün, doğasıyla iç içe yetişmiş, havasını, toprağını benimsemiş, geleneğini, göreneğini sırtlamış, yardımsever, misafirperver, mütevazi ve çok cana yakın bir insandır. Evli olan Ahmet Aygün bizi bir gün Van’da ağırlayacağını, o sevgiyi ve misafirperverliği canı gönülden yaşamamız gerektiğini dile getirdi.

İlkokulu bitirdikten sonra kahvehanede çalışmaya başladım.13 yaşındaydım, 30 köyün kesişe bildiği bir noktadaydık. Şehre giden tek yol, bizim noktamızdan geçerdi. Bizde köy kahvesini bu noktaya kurmak için yola çıktık ve kahve hizmeti vermeye başladık.

Biz ülkemizde – ile başladık ?

TÜRK FİLMLERİ BANA OKUL ve ÖĞRETMEN OLDU

Van’ın merkezine giderdim, ihtiyaçlarımı alırdım, geri dönerdim.

Bir gün şehre gittiğimde sinemanın bulunduğu alan dikkatimi çekti. Bende merakımı gidermek için sinemaya girdim, izlemekten çok keyif aldığımı fark ettim. Sürekli işlerim için şehre gidip gelmeye başladığımda, her gittiğim zaman film izlemeden dönmüyordum. Sinema benim için bir okul oldu. Filmlerde gördüğüm, duyduğum güzel şeyleri öğrenip, geliştiğimi hissediyordum, kültürlendiğimi hissediyordum. Filmler sanki gerçek gibiydi, mesaj veriyordu, öğretiyordu ve yol gösteriyordu.

Şehre gittiğimde kahvehanelerde çay karşılığında film izletiyorlardı.

Bende kahvehaneye gidip 3 tane çay içerdim her zaman. Çay içerken de filmleri izlerdim. O sıralarda bende kafama koydum, kahveye televizyon koymayı ama elektrik bile yoktu henüz. Kahveyi çıralarla ısıtıp, gazlı lambalarla aydınlatıyorduk.

VAN’IN İNSANLARI BİRER KAHRAMAN GİBİLER.

Askerlik dönemine geldim.

Askere gitmeden önce babam beni evlendirmeye karar verdi. Bizde büyüğümüz ne isterse oydu. Babamın tercih ettiği birisiyle evlendim. Fikrimi söyleme şansım hiçbir zaman olmadı, yaşımız küçüktü, büyüklerimizi dinlerdik her zaman. Biz ne çocukluğumuzu yaşadık ne de sokaklarda doyasıya oynayabildik. 13 yaşından itibaren evime para götürebilmek için çalışmaya başladım. Sokaklarda göre göre öğrendik, bu yaşlara geldik. Çalışmaktan kafamı kaldırdığımda bir baktım, askerlik çağım gelmiş. Evlendim ve askerliğimi yapmaya gittim.

Özal döneminde elektrikler geldi.

O dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal idi. Elektrikler geldiğinde hemen kahveye bir televizyon aldım. Müşterilerime, misafirlerime film izlettirmeye başladım. Köy köy rezerve almaya başladım, 30 köyden insanlar film izlemek için sıraya girmişlerdi. Herkesi listeye aldım, akın akın köylerden film izlemek için gelmeye başladılar. Film izlerlerdi, sohbet ederlerdi, film hakkında yorumlar yapılırdı. Herkes benim gibi filmlerin gerçek olduğunu düşünürdü.

Köyün gençleri artık büyük şehre, İstanbul’a göç etmeye başladı.

Babam beni İstanbul’a göndermek istemezdi. Köyün gençlerine maddi konuda yardım etmeye çalışırdım bende İstanbul’a gidebilmeleri için. Bu yüzden çok babayla, anayla tartışma yaşadım; ‘’Sen olmasaydın evladımız İstanbul’a gidemezdi.’’ derlerdi. İstanbul’dan dönen arkadaşlara bakıyordum, kalpleri tertemiz, pırıl pırıl gençler olarak dönmüşler, güzelce giyinmişler, süslenmişlerdi. Elleri, ayakları düzgün, para kazanmışlar, evlerine hediye getiriyorlardı. Bu arkadaşları istanbula giderken yardım ettiğim için mutlu oluyordum. başarılı olmuşlar çalişmişlar, bende özenmeye başladım.

10 günlüğüne İstanbul’a geldim.

Bizim köylüler, Eyüp etrafında toplanmışlardı, oraya yerleşmişlerdi. Öncelikle Tatvan’a geldik, oradan trene binerek İstanbul’a, Haydarpaşa’ya gelmiştik. İndiğimiz zaman, o deniz kokusu, vapurların gidişi, gelişi, kalabalığı beni çok mutlu etmişti. Martılara simit atan, köşede gazete okuyan insanlara baka bak Sirkeci’ye kadar geldik. Ekmek arası balık yiyenleri gördükçe, kokusunu aldıkça ağzım sulanıyordu. Sirkeci’den Eyüp’e geldik, köylülerimizi bulduk. Aklımda Erol Taş’ın kahvesini bulup, oraya gitmek vardı. Araştırdık, sorduk, soruşturduk Sultanahmet’e geldik. Kahveyi bulduk ama içeriye girecek cesaretim yoktu. Dışarıda çay içtik, dışarıdan Erol Taş’ı gözlemledik. Çayımızı içtik ve döndük, içeriye girerek Van’dan buraya sizinle tanışmak için geldim diyemedim utangaçlığımdan. Cesaret edemedim, uzaktan seyrederek geri döndüm.

10 gün geldi, geçti. Van’a geri döndüm.

Geldiğimde kahvenin işlerine devam etmeye başladım ama aklım, fikrim İstanbul oldu artık. Önceki zamanlarda Van’a gideyim, sinemaya gireyim derdim. Sonra kahvede film izlemeye başladım, daha sonrasında kahvemde film izletmeye başladım. Film başlardı, öpüşme sahnelerinde köylüler utanırdı, kafalarını başka yerlere çevirirlerdi, gözlerini kapatırlardı. Bende o sahneleri hızlandırarak geçiyordum. Film izlerken öpüşme sahnelerine utanan bir nesildik biz. Bu konuda konuşmayan bir neslin içerisinde büyüdüm. Artık köye sığmıyordum, İstanbul’un çekim kuvveti beni içine çekiyordu sanki.

Biz bölgemizde çok şeyden utanırdık.

Sevgiden utanırdık, aşktan, seksten utanırdık. Bu konularda hiçbir zaman konuşamadık bile. Mahalle baskısı vardı o zamanlarda. O görenekleri kıramadık. Halen yine vardır bu baskılar bazı yerlerde. Köyde yaşayan gençlere, yaşlılara hizmet götürmek, onların hayallerini genişletmek isterim. Benim hayallerim Türk filmleri açtı. Oradaki gençlerinde hayallerini açabilmek umarım bana nasip olur.

İstanbul, Rami’de bir iş merkezinde çay ocağımı açtım.

Burada çay ve su satmaya başladım. Sattıkça işlerimi geliştirmeye başladım. Su bayiliği olarak su da satmaya başladım. İşlerimi sürekli geliştirdim ve büyüttüm. Van aşkı içimde hep vardı. Van için ne yaparım diye düşünmeye başladığım zaman, bizim memleketimizin o güzel ve lezzetli kahvaltısını İstanbul’a taşımak aklıma geldi. Kahvaltı kültürümüzü İstanbul’a yaymamız gerektiğine inandım.

Kahvalti Tarihçemiz
Van ‘ın akdamar beldesi işkirt köyünde yaşayan ali ağa 1960 ‘lı yıllarda bölgenin ileri gelenlerinden olup oldukça misafir perveri gönlü bol, yüreği geniş, gözü tok, hümanist bir insan idi. Ali ağa köye gelen misafirleri en iyi şekilde ağırlayıp misafir etmesiyle (o yıllardaki yokluk zamanıdır bunu rağmen)ihtişamlı kahvaltı sofralar hazırlatıp yedirip içirmesiyle bilinirdi. Gel zaman git zaman ünü tüm van’a yayıldı ve misafirlerine yedirdiği kahvattıdan tüm van halkı söz eder oldu. sonraki yıllarda torunu olan Ahmet Aygün van’da ün yapmış ali ağa ‘nın kahvaltı sofrasını ticari bir şekle getirerek 1994 yılında van kahvaltı salonlarını kurarak geliştirdi. 1994 yılından sonra kahvaltı salonlarının tüm ülkede yayılmasına da vesile oldu. van kahvaltı salonları aynı zamanda van kültürünü diğer kültürlerle tanıstıran buluşturan bir yer olma misyonunu da üstlenmiş ve bu konuda öncü olmuştur.

Eyup’te, Van Kahvaltı Salonu açtım

Tanıdıklarıma haber ederek, görüşüp toplantı yaptık kahvaltının eşliğinde. Hem bir araya gelmiş olduk hem de hasretini çektiğimiz, özlediğimiz Van kahvaltı sofrasının tadına bakıyorduk. Zaman zaman kürt olarak gördükleri için bizi hor görmeye başladılar. Hatta müşterinin içeri girip, bunlar kürttür diye bağırarak dışarıya kaçtığını bilirim. Böyle ırkçı hareketler bizi çok üzdü ama içimize attık her zaman. Kimsenin düşüncesine karşı gelmedik, çünkü problem bizde değil onlardaydı, yaptıkları saygısızlıktı. Keşke bunları yaşamasaydım ama yaşadım. Her konuda bizleri ezmeye çalışıyorlardı, konuşmamızdan, dilimizden çok rahatsız oluyorlardı. Şükürler olsun ki bunlar geride kaldı. Bizim kahvaltı kültürümüzü, damak lezzetlerimizi İstanbullulara tattırarak, onlara gösterdiğimiz saygı ve sevgiyle hizmetimizi sunarak mücadele ettik her zaman.

Beşiktaş’ta Van Kahvaltı Salonu açtık.

Van Kahvaltı Salonları artık her yerde yayılmaya başlamıştı. Televizyondaki haberlerde, basında, gazetelerde derken namımız her yerdeydi. Aldık başımızı gidiyorduk resmen. Kahvaltı kültürü bu şekilde ortaya çıkmaya başladı. Bizde kahvaltı salonlarımızı çoğaltmaya başladık. İşi bilende, bilmeyende bu işe girdi.
Alanyada, Beykent de, beylikdüzünde, K.Çekmece de van kahvaltı salonlarımı devam etmeye başladık.

Bu işlerden uzaklaşarak inşaat işlerine girdim.

Arkadaşlarıma güvenerek inşaat işlerine girdim ama hiç bilmediğim, anlamadığım işlerdi bunlar. Bildiğin işin, senin işin olduğunu daha iyi anladım. Her zaman bildiğim işi yapmam gerektiğini öğrendim. Onun için bizde bir söz vardır; ‘İnsana güvenme ölür, duvara yaslanma yıkılır.’ diye.

Bence yuvarlanan taş yosun tutmaz.İşin içinden gelmeyen, işi bilmeyen, kopya çekerek iş yapanların işleri hep yarı yolda kalmıştır.Ben ekmeğimi kahvecilikten, çaycılıktan kazandım.Benim mesleğim kahvecilikti. Bu yüzden hizmet etmeyi, misafir ağırlamayı biliyorum. Bu işi biliyorum, bu işten geliyorum, bu işimde de yürümeye devam edeceğim. Kültürümüzü, örfümüzü, adetlerimizi, geleneklerimizi, Van’ın zenginliklerini yeni nesillere aktarmaya devam edeceğim. Adam çalıştırmak, insan yönlendirmek, işi sevdirmek, severek çalışmayı sağlamak için bilgi sahibi olduğuma inanıyorum. Bilgi her kapıyı açar. Bilgi, kalp kapısını açan, yönlendiren enerji kaynağıdır. Bilgi yolumuzu aydınlatan, ışık veren, gözlerimizi açtıran, kulaklarımızın iyi duymasını sağlayan, sevdiren bir ışıktır. Bu işin keşke okulunu okuyarak bilgilerini toplasaydım, her kademesini yaşasaydı ama nasip değilmiş, olmadı. Şimdi hem yoğuruluyorum hem de eksiklerimi tamamlamaya çalışıyorum. Müşterilerim benim hocamdır. Esas şimdi eğitimden geçiyorum, diplomamı müşterilerimden alacağım günü bekliyorum. Gençlere tavsiyem, okuyun, bilgi toplamasını bilin, spor yapın, sağlıklı beslenin. Önü açık, iyi bir insan olun. Bilgiyi insanların içinde yaşamak çok daha etkilidir.

Sevgi nedir?

Sevgisini verene ilaç, alana şefkat duygusu gibidir. Ben insan sevgisini, insana verilen değeri, gösterilen hürmeti dedelerimden öğrendim. Bu işe sevgimi ve kalbimi verdim. Bu topraklarda dedelerim, atalarım yaşadı. Bizde bayrak aşkıyla, toprak aşkıyla, insan sevgisiyle hizmet vermeye devam edeceğim. İnsan sevgisi olmayan hizmet edemez.

Güven nedir?

Güven çekirge gibidir, kaçınca bir daha geri gelmez. Bir insan kırıldı mı eli de gitmez, ayağı da gitmez ama sevgisi varsa, güveni varsa koşa koşa gider. Güven her şeyin başıdır.

Anne nedir? Annenizi bize anlatabilir misiniz?

İstanbul’da olduğum zamanlar kendi kendime diyorum ki, annemin yanına gittiğimde ona kocaman sarılacağım, elini, ayağını öpeceğim diyorum. O aşkla gidiyorum her zaman yanına ama yapamıyorum, sarılamıyorum, öpemiyorum. Hep o sevgi içimde kaldı, yapamazdık, gösteremezdik. Biz bu şekilde öğrendik. Sevgi göstermeyi fazla bilmezdik. Bu bizim için çok büyük bir eksiklikti. Bilgi ne kadar önemli bir şeyse sevgi de o kadar önemliydi. Bilgisiz olunca cesaretin kesiliyor, içinde dağları devirmek geliyor ama yapamıyorsun ama sevgisiz olunca konuştuğunu dinleyen bile olmaz. Bu eksiklik bizim atalarımızdan geliyor.

Baba nedir? Babanızı bize anlatabilir misiniz?

Baba arkanızı yasladığınız bir dağ gibidir. Benim babam çok sert bir insandı ama ben biliyordum içinde çok büyük bir sevgi olduğunu. O da söyleyemiyordu, yapamıyordu, içinde kalıyordu. Bizde biraz uyandık ama daha açılamadık. Babam hiç açılmadı, hiç görmedi. Onun içi, dışı sertti ama içinin sevgi dolu olduğunu biliyordum.

Tavsiyeleriniz nelerdir?

Okuyun, kendinizi geliştirin. Akıl hocalarınız olsun, bilgi ile önyargılarınızı, bencilliklerinizi temizleyebilirsiniz. Dilinizi ve kalbinizi daha da güzelleştirin. İyi niyeti daha iyi anlarsınız. Bilgili insanlarla oturun, kalkın. Bilgili insanların size faydası olur ama cahil size zarar verir. Sevdiğiniz işi yapın, ayaklarınızla yere basmasını bilin. Kendinizi iyi tanımlayıp, iyi bir şekilde ifade edin.
Van kahvaltı salonları
0544 913 34 65
Kişi Başi 40 tl
ama kahvaltı
Avcilar giderken sol da Avcilardan gelirken sağ da
Yazı-Resim
Ayson Karabağ

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

  1. Kahvaltı hic beğenmedik. 3 kişil serpe kahvaltı istedik hic birsey gelmedi. Ne ekmek ne patates kızartması vardı kalmadı dediler bize birde alay eder gibi oğluma 4-5 tane kalan patates kızartması getirdiler. Kahvaltıyı yarıda bırakıp kalktık gitik.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM