• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Ben Gökdelen En Üst Kattan Aşağıya Düştüm.Ünlü fotoğrafçı Ali Vardar İle Dertleştik

Ben Gökdelen En Üst Kattan Aşağıya Düştüm.Ünlü fotoğrafçı Ali Vardar İle Dertleştik

Ben Gökdelen En Üst Kattan Aşağıya Düştüm.Ünlü fotoğrafçı Ali Vardar İle Dertleştik Ünlü fotoğrafçı Ali Vardar İle Dertleştik Öncelikle kendinizden biraz bahsetmeni isteyeceğiz… Ben Ali Vardar. 21 Ocak 1963 senesinde Makedonya’da dünyaya geldim. 1 kız 4 erkek olmak üzere, toplamda 5 kardeşiz. Hayatımın büyük bir bölümünü İzmir’de geçirdim, çünkü buraya yerleştik. Kabataş Lisesi’nde orta öğretim […]

Ben Gökdelen En Üst Kattan Aşağıya Düştüm.Ünlü fotoğrafçı Ali Vardar İle Dertleştik

Ünlü fotoğrafçı Ali Vardar İle Dertleştik

Öncelikle kendinizden biraz bahsetmeni isteyeceğiz…
Ben Ali Vardar. 21 Ocak 1963 senesinde Makedonya’da dünyaya geldim. 1 kız 4 erkek olmak üzere, toplamda 5 kardeşiz. Hayatımın büyük bir bölümünü İzmir’de geçirdim, çünkü buraya yerleştik. Kabataş Lisesi’nde orta öğretim eğitimimi tamamladım ve mezun oldum. Buradan da Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimimi tamamladım. 2 tanesi kız, 2 tanesi de erkek olmak üzere 4 çocuk babasıyım.


Sizinle 35 seneyi geride bırakan bir dostluğumuz, arkadaşlığımız var. Bu yüzden de bugün farklı bir şey yapmak istiyorum ve dertleşmek adına kapını çalıyorum. Ne dersiniz Ali kardeşim, dertleşelim mi ve dertleşme hakkında biraz sizinle hoş sohbet yapalım mı?
Çoğumuz dertleşmeyi, içimizi dökmeyi severiz. Hatta günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyler arasında ilk sırada gelir hale geldi. Ancak dertleşirken, sorunlarımızı çözmekten öte, karşımızdaki kişiyi dertlerimize boğabiliriz. Ya da bunun da tam aksi bir durum gerçekleşebilir. Yani derdini dinlediğimiz bir kişi, bizi duygusal anlamda çöküntüye uğratabilir. İşte dertleşme bu gibi durumlarda, tehlikeli bir boyuta gelmektedir.
Yaşamı boyunca her daim bir hedefi bulunanlar, her zaman birtakım zorluklarla karşı karşıya gelmektedir. Bu anlamda da dertleşme durumları aslında bazen bizim gibi sürekli olarak belirli hedefleri olanlar için zamanın boşa gitmesi gibi gelebiliyor hem de bununla kalmayıp bizi yok yere stresli bir durum içerisine sokabiliyor. Bu da bizi artık patlama seviyesine getiriyor ve dolayısıyla olumsuz olan tüm duygulara yoğunlaşmamızda etkili oluyor. Yani dertleşmenin de kötü yanları olabilmektedir. Bunlar da hem psikolojik hem de fiziksel açıdan zarara sebebiyet verebilir.
Bunun için de size iyi gelmeyen insanların dertlerini kendinizde bir çöplük olarak barındırmamanız gerekir. Bunun önüne geçebilmek adına da bir an önce sahip olduğunuz durumdan kurtulmanız şart olacaktır. En çok da hayat dersi olarak değerlendirilebilir bu durum. Ve ben bu dersin görüldüğü okulda, el uzatanı, düştüğünüzde sizi kaldıranı ne yazık ki görmedim. Bu sebeple de geçmişimle yaşamayı seviyorum diyebilirim. Unutmamak gerekir ki, hayatın her anından bir ders çıkarmak gerekir.
ben gökdelen en üst kattan aşağıya düştüm.

Kendinizi hiç sorguya çekiyor musunuz?
Tabi ki. Hatta kendimi her gün sorguya çekiyorum diyebilirim. Bu bence herkesin yapması gereken şeylerden de biridir. Mesela eğer ki doktorsanız, karşılaşmış olduğunuz herkes size birtakım rahatsızlıklarını anlatırlar. Bilgi işlem alanında uzman iseniz, kendi bilgisayarını tamir ettirmek isterler, bu anlamda yaşadıkları teknolojik sorunları sürekli olarak dile getirirler. Bu aslında her meslekte böyledir. Örneğin bir psikolog veya yaşam koçluğu gibi bir mesleğe sahip iseniz, çevrenizdeki herkes sizinle bir şekilde arkadaşlığını sürdürmek ister ve bunun için de şirinlikler yaparlar. Siz de bu süreçte hiç kimseyi kırmamak için çaba sarf edersiniz. Fakat şunu unutmamak gerekir ki, hiç kimse sahip olduğu mesleğini haftanın 7 günü ve 24 saati yapmak zorunda değildir. Sonuçta herkes, sahip olduğu konuma erişebilmek adına birçok okulda okumuş, bunun için de birçok bedel ödemek zorunda kalmıştır. Ben de bu insanlar arasında yer alıyordum. Notumu yüksek tutmak için elimden gelenin fazlasını yaptım. Bu süreçte de birçok ders edindim. Önemli olan herkesin, hayatın her alanında ders çıkarabilme yetisine sahip olması. Bu gerçekten çok önemli bir şey

Siz, kendi sektörünüzde bir marka haline gelmiştiniz. İşiniz ile ilgili bizleri bilgilendirir misiniz?
Evet, sektörümüzde ünlü olan isimlerin fotoğrafını çekmek, stüdyolarımızda onları ağırlamak bir zamanlar çok önemli idi. Biz bu çalışmalarımızla tüm dikkatleri üzerimize çekmiştik. Bizden randevu alınırdı, bu randevular arasında sünnet düğünü ve gelin-damat çekimleri de vardı. Biz de bu randevuların her birini hakkıyla yerine getirmek için ter dökerdik. Çok güzel ve eşsiz işlere imza attık. 10 şube ile hizmet ediyorduk ve 100 kişiden fazla çalışanımız vardı.

Peki meslek hayatınız boyunca kimlerin fotoğraflarını çektiniz?
Bülent Ersoy, Sibel Can, Ajda Pekkan, Zeki Müren, politikacılar, belediye başkanları ve milletvekillerinin fotoğraflarını biz Erol Atar ile birlikte çekerdik.

Ajda Pekkan nasıl biriydi?
Çok hanım efendi, giyinmeyi bilen ve randevu saatine de çok sadık biriydi. İstediğimiz poz ne ise, onu rahatlıkla verirdi. Oldukça da samimi ve cana yakındı.

Cem Karaca nasıl biriydi?
Çok iyi niyetli ve temiz bir insandı. Çok sıkıntılı günler yaşadı.

Siz fotoğrafçılığı nerden öğrendiniz?
Ben Maksim Gazinosu’nda fotoğraf çekerdim. Hocamız da Fahrettin Arsalan idi. Onda gazino kültürü vardı. Çok fazla kaliteli insan tanıyordu. Bizim o dönemlerde, ‘baba’ şeklinde tabir ettiğimiz isimler vardı. Bunlar öyle kişilerdi ki, sizi kendi evladı gibi görür hemen korur kollarlardı. Ve bu tarz insanların arasında hizmet etmek, bu kültüre ve iletişim gücüne sahip olmak da kariyer için son derece önem taşıyan unsurlardandı.

Bizim gazinoya gelen müşteri, oturur oturur oturmaz çiçekçi gider, kendisine çeşitli tekliflerde bulunurlardı. Bunlar arasında da “Eğer masanıza sanatçının gelmesini isterseniz, çiçek alabilirsiniz. Bu sayede kendisine çiçek verirsiniz” derdi. Müşteri de bu durumdan çok memnun olduğu için hemen kabul eder ve çiçeği hemen alır koyardı. Bu da onun adının listeye yazılmasını sağlardı. Çiçekçinin ardından bu kez şarap satan kişiler giderdi. “Sanatçıya masanızda şarap ikram etmek ister misiniz?” sorusu sorulurdu. Onay alınınca da sanatçının en gözde masalarından biri bu masa olurdu. Biz de bu masanın, sanatçı ve müşterinin fotoğraflarını çekerdik. Bu fotoğrafı da müşteriler hemen almak ister, üstüne bir de bizlere bahşiş verirlerdi. Böylece biz de fotoğrafçılığı ve bu kültürü öğrenmiş olduk.

Hayatın sizi zorladığı dönemler oldu mu?
Oldu tabi ki, olmaz mı? Bizim meslekte, kol kırılır, yeni içinde kalır. Yani façayı bozmamak gerekir. 80’li dönemlerin ortasında, arabesk müzik hakim olmuştu. Kabadayılar, tabancalar filan gelince aileler gazinolardan koşarak uzaklaştılar. Arabesk söyleyen arkadaşlarımız da bu anlamda engellendi tabi. İşte bu dönemin babaları, zengin ama içi boş tabir edilecek kıvamdalardı. Bu sebeple de ben de gerçekten zorlu ve amacı olmayan bir dönemde olduğum fark etmişti. Bizler, kendimizi hesaba katmadan herkese yardımcı olurduk. Fakat bizim elimizden kimse tutmadı. Kendi kendimize ilerlemek için çalışmak durumunda kaldık.
Ben hiç hesap yapmadığım için büyük bedeller ödedim. Ciddi anlamda zorlandığım dönemler içerisinde kendimi buldum. Zor zamanlardı…

Üzerinizde yanlış bir imaj hiç oluştu mu?
Biz, yedirmeyi içirmeyi seven, sürekli olarak ikram etmekten hoşlanan insanlardandık. Etrafımıza da ayrıca çeşitli sosyal destekler yapmaktan geri durmazdık. Özellikle de bu anlamda Maltepe Spor Kulübü’nün gelişmesi için sürekli olarak hem maddi hem de manevi anlamda yardımlar yapardım. Şimdi böyle imkanlarım yok. Malum, düşenin de dostu olmaz. Benim de öyle oldu. Varlık içindeyken herkes kapımı çalardı, şimdi baksanız kimseyi yanımda göremezsiniz. Yani özetle para bitti, dostluk bitti.

Başarılı olabilmek için nasıl bir bakış açısına sahip olmamız gerekir?
Dünyanın öbür ucunda neler olup bittiğini merak etmeniz gerekir. Bu yüzden de işinizde geleceğe yönelik çalışmalar sarf etmeli ve dikkatli olmalısınız. Bu sayede doğru kararlar verebilmeniz de mümkün olabilir. Bizler, suyu kendi akışına bırakmak durumunda kaldık. Bir gün bir baktık ki, su bizi kenara büyük bir borç ile bıraktı, cezamızı kesti ve imkanlarımızın önüne geçti. Bizim de bu durumda elimizden gelecek bir şey kalmadı.

Sizce günümüzde mertlik bozuldu mu?
Herkes için geçerli olduğunu söylemek zor bunun. Bazı evlerde zaten hiçbir zaman olmadı ama buna rağmen insanlar bir arada olmanın savaşını verirlerdi. Bugünlerde bir çift görüyorum mesela, sözde çift, sözde seviyorlar birbirlerini. Ama ikisi de cep telefonlarını ellerinden bırakmıyorlar ve bu sırada da yemek yiyorlar. Sohbet mi? Ara ki bulasın!

Nerelerde yanlış yaptığınızı düşünüyorsunuz?
Ben en büyük yanlışımın dost ve düşmanı seçememem olduğunu düşünüyorum. Çünkü karşıma çıkan her insanı dost gördüm ve böyle olduğuna inandım. Tüm sırlarımı ortaya döktüm, geleceği göremedim. Risklerin hesabını yapamadım ve kendi ekibimi kuramadım. Şimdi olsa derim ki, muhasebecini, avukatını, pazarlama müdürünü, basın danışmanını yanına almadan savaşa girme. Ekip çok önemli. Bu anlamda sürekli olarak tedbirli olmak gerekiyor, hesabı kitabı bilmek ve teknolojiden de fayda sağlamak gerekiyor. Biz bunu geç fark ettik. Bu yüzden de makasların arasında kalakaldık ve bu da bizim çok yanlışımız olmasına ortam yarattı.

Bunca yıldır neredeydiniz?
Biz, Bayramoğlu mevkiinde büyük bir çiftlik kurduk. Burada sünnet çocuklarının ve gelinlerinin fotoğraflarını çekmeyi düşünmüştüm. Bunun için de büyük bir yatırım yaptım diyebilirim. Kendime güveniyordum. Çünkü biz ülkenin en ünlü sanatçılarının, başarılı milletvekillerinin ve belediye başkanlarının fotoğraflarını çeken tek stüdyo idik. 10 şubemin kirası ile savaş verirken, etrafım bir sürü yatırımcı ile doluydu. Toprağa yatırım yapan herkes kazandı. Bizler de ticaret hayatının içerisinde, çarkın arasına takılı kaldık.
Peki huzur bulduğunuz ve ilham aldığınız kişiler kimlerdir?
İlk göz ağrım ve çocuklarımın da annesi olan Gönül Hanım, benim biriciğimdir. Benim üzerimde, çok emeği vardır. Limanım onun yanı ve çocuklarımın yanıdır diyebilirim. Fakat bu anlamda benim çok hatam oldu. Eşimi çok üzdüm, çok kırdım. Bu benim hem aile huzurumdan, hem işimden olmama sebep oldu. Geç de olsa anladım ki evli bir kişinin gözünün çevrede olmaması gerekiyor. İşini iş yerinde yapacak, geleceğine odaklanacak. Evlilik üzerine evliliğin olması büyük bir sıkıntıdır.

Değişmeyi hiç düşündünüz mü?
Bizim hem çevremiz hem de tecrübemiz var. Fakat bunları beraberinde yürütebilmek adına da bir sermaye olması gerekiyor. Dürüst bir şekilde çalışılırsa ve tecrübe de kullanılırsa belli bir kazanç elde edilebilir. Bu aslında benim kırdığım kalpleri düzeltmem için de son derece önemli bir fırsat. Bunun için de değişmeyi istiyorum. Ele ayağa düşmeden de çalışıp, bir kazanç sağlayabilmek adına doğru arkadaşlara ihtiyaç duyduğumu söyleyebilirim. Ben artık kabuğumdan çıkmayı, kendimi düzeltmeyi ve çok çalışmayı istiyorum. Bunun için de değişimin şart olduğuna inanıyorum.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM